Dönemin modası, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı kasıp kavuran olağanüstü siyasi, sosyal ve ekonomik koşullar altında şekillenmişti. Mücevherler, dekoratif aksesuarlar ve pahalı giysiler savaşlararası dönemin gardroplarından kaybolmuşlardı. İkinci Polonya Cumhuriyet'inin hanımefendi ve beyefendileri basit kesimlere, konfora, tevazu ve fonksiyona önem verirlerdi. Kısa süre önce yayımlanan Moda w przedwojennej Polsce / Savaş Öncesi Polonya Modası isimli kitabında Profesör Anne Sieradzka şöyle yazıyor: “Ne de olsa, bundan yalnız bir kaç yıl önce bu şekilde giyinen yalnız erkeklerin işlerini alan emekçi kadınlar değildi; erkekler ön cephede çarpışırken bu kadınlar ofislerde çalışıyor, kondüktörlük yapıyorlardı. Savaşın zorlu yıllarında, aristokrat kadınlar da akılcı tevazuları ve vatansever duruşlarıyla örnek teşkil ettiler. 1920lerin başlarından itibaren haki tonlardaki ağır yün elbise gibi parçalarla günlük giysiler, herkese bu zamanları hatırlatıyordu.” Yazar aynı zamanda, o dönemin iyi yaşam rehberlerinde anlatılanlara değinme şansını değerlendiriyor ve günlükleri ve ilk resimli kadın dergilerini karıştırarak, okuyucularını fazlasıyla görsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu dönemde ne tür trendler hüküm sürerdi?
Artık giyim 'belle epoque' / 'güzel çağ'ı (1871 -1914) anımsatmak zorunda değildi. Mesleklerinde gittikçe bağımsızlaşan, dans ve spora ilgi duyan kadınların giyiminde göğüs ve bel ilk kez gözardı edilmeye başlandı. Bacaklar açıldı, korse ve çorap lastikleri çöpe atıldı. Şimdi kısa saçlar kadar gece pijamaları da popülerdi. Hatta ünlü terziler de zengin müşterilerini kısmen kaybediyorlardı.
Birkaç Santimetre Skandal

Bir defiledeki iki model, 1925, fotoğraf: NAC National Digital Archive
Yıl 1925. Etek hiç olmadığı kadar kısa hale geliyor. Dantel kaybolurken, çiçekler ve tüyler başa sımsıkı oturan derin, alçakgönüllü şapkalara boyun eğiyorlar. İpek bluzlar, sırt dekoltesi ve Fransa'da yaşayan Polonyalı bir kuaför olan Antoni Cierplikowski'nin icat ettiği kısa saçlar ortaya çıkıyor. Zarif hanımlar erkeklerin gardroplarından parçalar ödünç alıyorlar – basit paltolar ve kravatlar şimdi daha da moda. Fermuar; İskoç yünü, müslin ve ipek çorapla birlikte salonlarda görücüye çıkıyor. Şimdi en moda kıyafet, genellikle siyah-beyaz renklerde, avangard ressamlardan ve art-dekodan ilham almış olan, geometrik desenli klasik bir takım. Ve tabii ki, Coco Chanel'in en iyi bir dizi inciyle tamamlanan ikonik “küçük siyah elbisesi” var.

"Przegląd Mody" (Fashion Review) dergisi tasarımı, R.10, nr 6 (1932), fotoğraf: National Library collection (Polona) / www.polona.pl
Ahlak ve sanat açısından özgürleşmiş Paris'te durum böyle. Aynı zamanda savaşlararası Polonya'sı gelmiş geçmiş ilk moda defilelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Bu defilede ünlü aktrisler “Madame Henriette” isimli mutena bir şapkacının reklamını yapıyorlar. Ve görünen ayak bilekleri hala biraz heycan uyandırıyor.

Polonya Dışişleri Bakanı Józef Beck'in eşi, zarafetiyle ünlü Jadwiga Beck'in evinde düzenlenen bir “Bahçe Partisi”, Varşova, fotoğraf: NAC National Digital Archive
Yazar Magdalena Samozwaniec'in bu cesur yeni tarzın ortaya çıktığı dönemlerdeki hatıraları mizah yüklü. Mary ve Magdalene isimli kitabında şöyle yazmış:
Jerzy'nin eşi Ewa Kossakowa Viyana'ya yolculuk etti ve tamamen değişmiş olarak geri döndü. Bu hala aynı kadın mıydı? Lacivert yünden yapılmış çok geniş bir etek giymişti; etek o kadar miniydi ki altından ayakkabısının tümü görünüyordu ve orta boy paltosu küçük ince figürünü vurguluyordu. Yana doğru hafifçe eğilmiş, büyük, düz, kırmızı bir şapka takmıştı. Annesi dehşete kapılmıştı, “Böyle nasıl sokağa çıkacaksın Ewacığım? İnsanlar seni parmakla gösterecekler!” “Fakat şimdilerde tüm Viyana böyle kısa ve geniş elbiselerle geziyor” (...) Çok kısa bir süre içinde, tüm arkadaşları terzilerine benzer etekler diktirmişlerdi.”
Anna Sieradzka'ya göre 20li yılların modası kadının özgürleşmesine ayak uydurmuştu. Kadınlar güçlü bir makyajla bağımsızlıklarını vurguluyorlardı. Gözlerini koyu farlarla belirginleştiriyor, dudaklarını kan kırmızısına boyuyorlardı. Kendi başlarına, yanlarında erkekler olmadan geldikleri kafelerde vakit geçiriyor, hatta dönemin yaşam tarzı kurallarına tamamen karşı gelerek sigara içiyorlardı. Ayrıca spor yapıyorlardı...
Tenis kortlarında, buz pateni pistinde ve arabada özgürleşmiş “erkek fatmalar”

“Jadzia” filminden bir sahne, yön. Mieczysław Krawicz, 1936, fotoğraf: Filmoteka Narodowa
Sieradzka'nın alıntı yaptığı Sztuka ubierania / Giyim Sanatı, Jadwiga Suchodolska tarafından yazılmış popüler bir tavsiye kitabıydı. Burada spor kıyafetlerinin rahat, ancak herşeyden önce edepli olmaları gerektiği söyleniyordu. Bu ne anlama geliyordu?

Plaj dönüşü Polonya Cumhurbaşkanı Ignacy Mościcki ve eşi Marią. Arkasında yaveri yüzbaşı Stefan Kryński, Temmuz, 1937, fotoğraf: Witold Pikiel
Beyefendiler, ünlü yazlık beldeler Jurata, Jastarnia ve Sopot'a yumuşak epengleden yapılmış uzun bornozlarla geliyor, ya hasır şapkalar veya küçük denizci şapkaları takıyorlardı. Hanımlar deniz kenarında zarif işlemeli ipek pijamalarıyla geziniyorlardı. Mayolar fırfırlıydı ve başlarında ayrıntılı türbanlar vardı. Çok renkli kağıt Japon şemsiyeleri güneşten koruma sağlıyordu. Öncü Coco Chanel'den sonra yakında bronzluk da moda olacaktı. Bronz olmak popüler hale geldikçe, mayo vücudu gittikçe daha fazla gösterecek biçimde aşamalı bir dönüşüme uğradı. Dönemin moda tavsiye kitaplarında şöyle diyor:

"Przegląd Mody" (Fashion Review) dergisinin kapağı, R.10, nr 6, 12 (1932), fotoğraf: National Museum collection (Polona) / www.polona.pl
"En iyi görünenler, yün trikodan yapılmış olanlar. Eğer mayo plajda kullanılacaksa, ona uyacak benzer bir bornoz, bone veya geniş bir şapka ve kauçuk veya rafya kurdeleli terlikler edinebiliriz. Bornoz fazla gösterişli değil, geniş, uzun olmalı ve sıcak tutmalı.”

Plaj ziyaretçileri dans dersi alırken, 1930, fotoğraf: NAC National Digital Archive
Bir süre sonra, kısa etekler de ortaya çıktı fakat iki parçalı mayoların Baltık kıyılarına ulaşmaları 1930 sonlarını buldu. İlk modeller Espadril tarzı terliklerle birlikte, Haziran 1939'da Varşova Avrupa Oteli'nde düzenlenen Yaz Modası Balosu'nda tanıtıldı.

A woman on cross-country skis in trendy sports apparel, 1926, photo: NAC National Digital Archive
Şimdi popüler kayak merkezleri Zakopane, Wisła, ve Hutsul bölgelerine bir göz atalım. Etekli kadın kayakçılar, yeni bir kıyafete yer açmak üzere pistlerden kaybolmuşlardı - boyna kadar çıkan süveterler, yün çoraplarla 'pump' pantolonlar ve zarif küçük şapkalar. Buz pistlerinde kısa pileli etekler, sıcak külotlu çorapların üstüne giyilen çoraplar ve paten bıçaklarının bağlandığı bağcıklı ayakkabılar hüküm sürüyordu. Benzer bir tarz tenis kortlarında da gözleniyordu.
Kadın otomobil sürücüleri deri ceketler, pek çok deliği bulunan hava filtreli eldivenlerle ve dar, sözde “pilot şapkalarıyla” (Lehçe'de pilotka) araba kullanıyorlardı. Yarışlara katılan kadınlar tek parça tulumlarla boy gösteriyorlardı.
“Bacaklar cazibelerini kaybettiler. Bir erkeğin kadın bacağına bakışı artık sadece arkadaşça bir hale geldi”
Wall Street'in çöküşü ve 1929'daki ekonomik kriz, kadınsılığın moda alemine dönüşüyle çakıştı. Saçlar, özenle şekillendirilmiş bukle, topuz, dalga ve permalarla toplanıyor, uzun elbiseler yine feminen formları vurguluyordu. Afrika ve Asya egzotizmine duyulan ilgi, Balili dansçıların geleneksel batik kostümlerinden ilham alan pek çok detay ve renkle modada yankılanıyordu.

Nina Andrycz during the 'Fashion Queen' ball, 1937r. fot. NAC
1930'da ressam ve portre sanatçısı Stefan Norblin “ Świat” dergisinde iki tür gece elbisesini hevesle tanıtıyor ve kadın modasında uzun süredir beklenen değişimi yorumluyor:
"Sonunda uzun elbisenin dönüşüne şahit oluyoruz ve gökkuşağının tüm renkleriyle ve siyahla parıldayarak, uzun, dalgalı biçimde, kadınlığın tüm cazibesini yayarak nasıl muzaffer bir geçit yaptıklarını görmekten zevk duyuyoruz. Kendi çizgisinin uyumuyla, her hareketin yumuşaklığıyla, her pozun zarafetiyle nasıl baştan çıkarıcı hale geldiğini. Narin bir kucaklamayla kalçaları nasıl sarmaladığını ve mahçup bir jestle kadın bacaklarının hazinesini hayalsi dalgalarla nasıl örttüğünü. (...)
Norblin yakınmaya devam ediyor:“Teşhir edilen uzuvlardan sıkıldık ve sık sık görmekten bıkalı çok oldu. Mağara döneminden beri hiçbir erkek nesline, son birkaç yıldır bakmak zorunda kaldığımız kadar kadın bacağı görme şansı bahşedilmedi. Bacaklar fazla popüler, fazla banal ve görülebilir hale geldiler. Kadın için aşk oyununda önemli bir varlık, erkek içinse hayli hoş bir ilüzyon olan bacaklar cazibelerini yitirdiler. Bir erkeğin kadın bacağına bakışları artık sadece arkadaşça bir hal aldı.”
Savaşlararası dönemde beyaz perdenin yıldızları kabarık etek, payetli kumaş ve ipekler içinde, Hotel Avrupa'daki meşhur moda balolarına katılırlardı. Balo'nun Kral ve Kraliçesi seçilir, davet basında her zaman geniş yer bulurdu. Seçilen kraliçeler arasında Nina Andrycz, Vera Bobowska ve Zula Pogorzelska, beyler arasında ise Fryderyk Jarossy and Jarosław Iwaszkiewicz bulunuyordu. Şimdi savaş öncesi erkek zarafet ikonlarının gardroplarına bakalım...
Göbek deliğinde bir çiçek

Zofia Batycka'nın Iza Brenton, Aleksander Żabczyński'nin avukat Farr'ı canlandırdığı filmden bir sahne, 1931 / fotoğraf: NAC National Digital Archive.
Erkek modası kadınlarınki kadar radikal bir değişime upğramadı. Gri, siyah ve kahve takım elbiseleri ve özenle taranmış saç ayrımlarıya Polonyalı beyler hala Londra erkeklerini örnek alıyorlardı. Mücevherden kaçındılar: kriz zamanında ne madalyon ve yüzükler ne de değerli taşlar uygun düşmüyordu. Bunun yerine değerli bir inciyle süslü mütevazı kravat iğnelerine izin vardı. Kitapta şunu öğreniyoruz:
“Yazın ipek, kışın ise tığ işi olmayan yün bir kaşkol kadar, deri eldivenler de şık erkek giyiminin vazgeçilmez aksesuarlarındandı. Yağmurlu günlerde erkekler sert ahşap saplı büyük, siyah şemsiyeler kullanırlardı (...) Yaşları ileri beyler gümüş veya fildişi topuzlu uzun bastonlarla gezmeye meraklıydılar”
En seçkin giysi fraktı ve dans partilerinde bunlarla cilalı balo çarıkları giyilir, smokinin düğme deliğine küçük beyaz bir çiçek takılırdı. Çıplak elle partnere dokunmak uygunsuz kabul edilirdi ve beyler yanlarında her zaman bir çift beyaz ipek eldiven taşırlardı. Sokağa yazın bile frakla çıkmaya izin yoktu. Frak giymek için siyah bir silindir şapka ve ipek astarlı özel bir palto gerekirdi. Diplomatik ve siyasi çevrelerde stil tam anlamıyla gözlenebilirdi, ancak edebiyat ve sanat çevrelerinde de görülüyordu. Daha az varlıklı olanlar için gece kıyafeti kiralama seçeneği vardı. Şair Jan Lechoń kiralama şirketinin müşterileri arasındaydı.

Cieszyn, Polonya'nın bağımsızlığının 20. yılı kutlamaları. Cumhurbaşkanı Ignacy Mościcki / fotoğraf: National Library collection Narodowej (Polona) /www.polona.pl
Savaş öncesi Polonya'sının sanat ve siyasi eliti ulusal endüstriyi desteklemeye heveslilerdi. Cumhurbaşkanı Mościcki'nin zarafetiyle tanınan eşi, Varşova yakınlarındaki Milanówek'te üretilen ipekleri tanıtıyordu. Daha uygun fiyatlı, moda giysiler Birinci Dünya Savaşı'ndan önce postayla ürün dağıtmaya başlayan Jabłkowski Biraderler Ticarethanesi'nde bulunabilirdi. Savaşlararası dönemde Vilnius'ta bir şube açmışlardı. Meşhur Zaremby terzilik Şirketi'nden erkeklere hatasız fraklar ve smokinler getirtiliyordu. Kriz sırasında direk Paris'ten aldığı kreasyonlarla tanınan, Polonya sınırları içindeki en seçkin moda evi dom mody "Bogusław Herse" hizmetlerini sınırlandırdı. 1936'da artık sadece halı satıyordu...