‘Onlar katil, cani, kasaptılar...’

LVG C.II, Lviv, 1918, fotoğraf: Ulusal Dijital Arşiv
Birinci Dünya Savaşı, orduların savaş uçağı kullandığı ilk askeri çatışmaydı. Henüz toy olan havacılık teknolojisi hızlı şekilde savaşın taleplerine adapte oldu ve bu durumda pilotlar için oldukça tehlikeli uçaklar içinse yıkıcı sonuçlar doğurdu. Wright kardeşlerin yerden ilk kez havalanışının üzerinden henüz 11 yıl geçmişti ve normal olarak, ölü sayısı korkunç seviyede oldu! Uçakların doğru dürüst savunması yoktu ve pilotların kendilerini korumalarını sağlayacak ya da düşmanı önceden hedefine alabileceği özel aygıtlar da bulunmuyordu. Bu arada, basın ve savaş propagandası, akrobatik başarıları ile ulusal bir gurur oluşturmak ve genç erkekleri hava kuvvetlerine katılmak üzere yüreklendirmek için pilotları gökyüzünün romantik lordları olarak göstermek için elinden geleni yaptı. Maalesef, gerçek o kadar da romantik sayılmazdı. Polonya Hava Kuvvetleri’nden Krzysztof Mroczkowski bunu, Polonya Haber Ajansı’ndan gazeteci Grzegorz Grzyb’e şöyle tasvir ediyor:
Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotlar, katil, cani ve kasaplardan daha fazlası değildi... Bunun güzel hiçbir tarafı yoktu. Kanvas, kafes ve tellerden yapılmış uçakların içinde, petrol dolu varillerin üzerinde, kalkan olarak sadece dönen bir pervane ile geçirilen uzun saatler boyunca, psikolojilerinin etkilenmemesi mümkün değildi. Anılarından anlaşıldığı kadarıyla adrenalin, delilik ve alkolle sarhoş vaziyetteydiler.
Tek amaçları adam öldürmek olan çocuklar, arkadaşlarının da teker teker ölümüne şahit oldu. İngiliz Ordusu, pilotlarına paraşüt tedarik etmemişti! Onun yerine pilotlar yakıt depolarının vurulması ve bir yangın başlaması durumunda intihar edebilmek için yanlarına silah alıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı süresince hava kuvvetleri personelinin yüzde 50’si öldü! Yer personeli de dahil olmak üzere yüzde 50! Kayıplar korkunçtu...

The Albatros D.I'in ikizi, senkron makineli tüfek diğer uçaklar için bir standart oluşturdu, fotoğraf: Public Domain / Polonya Havacılık Müzesi'nde görülebilir.
Bir uçağın üretimi ve pilot eğitimi maliyetlerinin toplamı, donanma tarafından kullanılan tek bir yüksek kalibreli mermi üretim maliyetiyle kıyaslanabilir durumdaydı. Hava kuvvetleri personelinin pilotlarını, çılgınca sorumluluklar vererek neredeyse imkansız görevlere göndererek kamikaze gibi kullanma eğiliminde olmasının nedeni de buydu. Ortalama bir pilotun önde görev yaparak hayatta kalma süresi 70 saat civarlarındaydı. Hava üssüne ulaşan her çocuk, çok az zamanı kaldığının farkındaydı.
Alman ordusu, biraz olsun farklı bir yaklaşım gösteren tek kuvvetti. Soğuk hesaplar sonucu vardıkları noktada pilotlarına biraz daha fazla özen göstermeye karar verdiler. En yetenekli gençleri araştırmak üzere tamamen yeni bir program başlattılar ve hava muhaberesi için (bugüne kadar hala kullanılan) kılavuzlar oluşturdular. Aynı yaklaşım, uçaklar için de geçerliydi. Düşük kaliteli sadece saldırmaya yönelik kamikaze aracı benzeri uçaklar üretmek yerine, onların bakım ve tamiri için personel yetiştirip giderek daha gelişmiş uçaklar yaptılar; böylece bu uçaklar, pilotlar için birer tabut olmaktan öteye geçmiş oldu.
Alman Hava Kuvvetleri Kitle İmhası
Ancak, Versay Antlaşması hükümleri nedeniyle Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma neredeyse tüm Alman uçakları yok edildi ya da kullanılamaz hale gelinceye kadar yakılarak çürümeye terk edildi. Almanya uçak iskeleti, mühimmat, yedek parça dahil olmak üzere hava kuvvetlerine ait tüm varlıklarını vermek zorunda kaldı. Personel terhis edilmesi gerekiyordu ve Almanya’nın, altı aylık bir süre için, uçak ve uçak bileşenlerinin ticaretini yapması yasaklandı. Versay Antlaşması Madde 198 hükümleri oldukça sıkıydı:
Almanya, 1 Ekim 1919 ötesine geçmeyecek bir dönem süresince, münhasıran denizaltı mayın araması için kullanmak üzere maksimum yüz adet deniz uçağı veya hava botu, bu amaç için gerekli olan ekipman ile donatılmış olmalı ve hiçbir şekilde silah, cephane veya ne olursa olsun herhangi bir nitelikteki bomba taşımamalıdır.

LVG B.II, 1910'ların iki kişilik bir Alman keşif uçağı, tasarımı: Luft-Verkehrs-Gesellschaft, fotoğraf: Public Domain / Polonya Havacılık Müzesi'nde görülebilir.
Yani bu çok özel uçakların, Krzysztof Mroczkowski’nin yukarıda belirttiğine göre 'I. Dünya Savaşı sonrasında, zamanı dolmuş uçaklarla ilgilenerek yaraların sarılmasına çalışan,’ çok geniş bir grup devletin yer aldığı 'Başlıca Müttefik ve Birleşmiş Kuvvetler hükümetlerine' teslim edildiği anlamına geliyordu. Bu uçakların hemen hepsi kasıtlı olarak tahrip edildi ya da hurda depolarına kilitlenerek unutuldu veya kayboldu. Diğer taraftan, bu savaş sonrası kaotik dönem çok az sayıda hayatta kalan pilotun bazı Alman uçaklarını gizlice saklayarak kendi koleksiyonlarını oluşturmaya başlamalarını sağladı. Bu pilot, dehşet verici Hermann Göring’di.
Hermann Göring’in Koleksiyonu
Hermann Göring Birinci Dünya Savaşı’nın ünlü pilotlarından biriydi. Çok başarlı bir tip değildi (an fazla düşman öldüren pilotlar listesinde 70. sıradaydı) fakat savaştan canlı bir şekilde kurtulmuştu, ki bu da başlı başına bir başarı sayılır.
Birinci dünya Savaşı’nın ardından Adolf Hitler’in hareketine katıldı ve Nazi Hükümeti ve Üçüncü Reich’ın (Nazi Almanyası) en güçlü karakterlerinden biri haline geldi, fakat havacılık konusunda tutkusundan hiçbir zaman vaz geçmedi. 1908 ve 1920 yılları arasında bir uçak koleksiyonu oluşturabilmek adına baskı gücünü kullanmaktan çekinmemesinin nedeni de buydu. İsmi resmi olarak Deutsche Luftfahrtsammlung (Alman Uçakları Koleksiyonu) olsa da, bu, açıkça Göring’in özel koleksiyonu ve göz bebeğiydi. Kolesiyon birkaç düzine parçadan oluşuyordu ve dünyada bu tür uçak koleksiyonun en büyüğüydü. Koleksiyondakiler sadece Birinci Dünya Savaşı’ndan mucizevi şekilde kurtulmuş uçaklar değil, aynı zamanda da İkinci Dünya savaşı patlak verdikten sonra, Polonya, Fransa ve Sovyetler Birliği’nden gelen bazı savaş ganimetleriydi.

German Halberstadt CL.II, fotoğraf: Public Domain / Polonya Havacılık Müzesi'nde görülebilir.
Koleksiyon Berlin Tren İstasyonu yakınlarında, 19. yüzyıldan kalma güzel bir hangarda saklandı ve sergilendi. 1943 yılında istasyon ve çevresi ağır saldırıya uğradı ve birçok uçak Müttefik Kuvvetleri bomba saldırısı sonucu başlayan büyük yangında tahrip oldu veya yandı. Bombalamadan şans eseri kurtulan uçaklar parçalara ayrılarak trenlere yüklendi ve doğuya gönderildi. Kaç adet nakil düzenlendiği net değil (tahminler üç ile onun üzerinde değişiyor fakat bugüne ulaşan bir kayıt yok) ancak nakillerin hepsi doğuya yapıldı – Promenya (bugünkü Polonya’nın kuzey doğusu) ve Eski Polonya (bugünkü Polonya’nın batı bölgesi). Polonya ordusu, 1945 baharında Poznan yakınlarındaki ormanın kıyısında bulunan Kuźnica adlı küçük kasabada saklanmış trenleri keşfetti. Kanatsız uçak iskeletleri, motorlar, pilot kabinleri ve neredeyse bütün halde bir Polonya savaş uçağı buldular. Bu ganimetlerin hiç kimse tarafından tahrip edilmeden oldukları gibi bulunması tarihi bir mucizeydi. Koleksiyonun bulunmasına tanıklık edenler o anı şöyle anlatıyor:
Savaş yeni bitmişti ve uçaklar, o zamanlar insanları aşırı tepki gösterdikleri Alman Haçları ile boyanmıştı. İşgal kuvvetlerine ait her şey yok edilirdi.
Takip eden yıllar süresince koleksiyon, 1963 yılında bakıma muhtaç halde Kraków’da bulunan Polonya Havacılık Müzesi’ne gelene kadar oradan oraya taşındı.
Kraków – Koleksiyonun Yeni Evi
Koleksiyon Kraków’a oldukça perişan halde geldi. Koleksiyonun Almanya’dan tahliyesi ile ilgilenen Alman asker, uçakların boyutlarını taşıyıcılara sığabilecek şekilde ayarlamak için balta ve demir testereleriyle hızlı bir şekilde kesmişti. Uçaklar kesilmiş ve parçalanmıştı ve birçok parça da kayıptı. Örneğin, hiçbir kanat bulunamamıştı. Başka bir yere gönderilmiş ve geri dönmeyecek şekilde kaybolmuş olmalıydılar. İlk başta, restorasyonla ilgilenen uzmanlar, Almanlar’ın bu uçakları tamamen yok olmaktan korumak için tek yol olarak bu şekilde zarar vermelerine inanamadı. Sonuçta, bir uçağı küllerinden yeniden oluşturmaktansa, demonte edilmiş parçaları bir araya getirip kaynak yapmak çok daha kolay olacaktı.

Hawker Hurricane, 1940, fotoğraf: Ulusal Dijital Arşiv
Restorasyon yıllarca devam etti ve bu yıllar süresince yeni restorasyon metotları bulundu. Tüm dünyadan mühendisler, birçok uçağı yeni parçalar üreterek kendi küçük buluşlarını ekleyerek ve kayıp bölümleri kendi hayal güçlerine ve fikirlerine göre yeniden yaratarak yeniden oluşturdu. Polonyalı uzmanların üzerinde hemfikir kaldıkları en önemli kural mutlak ‘gerçekçilik’ oldu. Hiçbir şeyi yeniden inşa etmediler, sadece tamamen aynı materyalleri ve 20. yüzyılın başlarındaki kullanılan üretim metotlarını kullanarak boşlukları ve kırık yapıyı doldurdular. Uçaklar, Kuźnica’da bulundukları şekilde sergilendi. Bunlar gerçek tarihi parçalardı, bir imar grubunun sahnesi değil...

Sopwith Camel kısa sürede Kraliyet Donanma Hava Hizmetleri pilotlarının favorisi oldu, fotoğraf: Public Domain / Polonya Havacılık Müzesi'nde görülebilir.
Bu koleksiyon son derece nadide... Sıklıkla, Czartoryski Müzesi’nde bulunan ve Leonardo da Vinci’nin Lady With an Ermine’nin de içerisinde yer aldığı diğer bir ünlü koleksiyon ile karşılaştırılıyor. Bunun asıl nedeni, havacılığın doğuşu ve Birinci Dünya Savaşı’na dair tamamı 70 adet olan uçakların 13’ünün Kraków’da bulunuyor olması! Bunların çoğu, türünün tek örneği, örneğin Roland D. VI ya da diğer bir hazine: Birinci Dünya Savaşı döneminde İngiliz Hava Kuvvetleri’nin en değerli uçağı olan Sopwith Camel. Bunlardan sadece 5 adet bulunuyor ve bir tanesi de belgeleriyle birlikte Kraków yer alıyor. Bu sayede, bu uçağın pilotunun 11 Alman savaş uçağını düşürdüğü biliniyor. Sergilenen diğer uçaklar arasında bir Albatros C.I (Red Baron’un kariyerinin başında kullandığı tipten), bir DFW C.V, bir LVG B.II, bir Halberstadt Cl.II ve bir Aviatik C.III. yer alıyor. Bunlar, havacılık tarihinin olabilecek en iyi durumda saklanmış, korunmuş ve bakılmış gerçek kilometre taşları. Tüm tarih meraklıları tarafından mutlaka görülmesi gerekir!
Polonya Havacılık Müzesi'ni Ziyaret Edin